• Pek Çok Bir Şey

    Sitemiz, sayısız konuda, pek çok blog kaydının özetini içerir. Pek çok bir şey hakkında her şeyi bu sitede bulabilirsiniz!

  • Ne Yapıyoruz?

    Dünyanın pek çok blogunun, yazılarının bir kısmını sitemizde yayınlayıp reklamını yaparak, kaliteli bir içerik oluşturuyoruz.

  • Yazınızı Kaldırın

    Reklamınızı yapmak için yazınızın bir kısmını yayınlamamızdan rahatsızsanız, Buraya Tıklayın.

  • OKUR YAZAR NANE ŞEKERİ: BEN NE YAPMIŞIM BÖYLE?:
    Bana neler olmuş , ben nasıl bu hale gelmişim hiç fark etmedim doğrusu.

    Dün, beşinci başucu kitabım ile ilgili yazımı yazdıktan sonra durumun tuhaflığı dikkatimi çekti .İnsanın beş tane başucu kitabı olur mu hiç? Bir durum değerlendirmesi yapmanın iyi olacağını düşündüm.

    İyi ki düşünmüşüm.Yoksa sonum ne olurdu bilemiyorum?

    Elimde her zaman en fazla 3 -4 tane okunmayı bekleyen kitap olurdu.Okunmamış kitap biriktirenleri eleştirir,aslında niyetlerinin kitap okumak değil, kitaplıklarını doldurmak olduğunu savunurdum.

    Bu durumda olanlar hemen kızmasın bana lütfen.Kitaplığında hiç okunmadık kitap bulunmayan, her zaman elindeki kitapları bitiren biri olarak pek empati yapamamışım.Üzerime gelmeyiniz.

    Neyse , elimde kaç tane okunmadık kitap var ya hu?Bunlar kitaplığımın ne kadarını kaplıyor bakiiiim? Gibi sorularla başladım envanter çalışmasına.Ay yüreğime iniverecekti.Öyle çoktu ki…


    Yukarıdaki fotoda gördüğünüz yığınlar henüz okumadığım kitaplar.

    Hepsini kitaplıktaki yerlerinden ayırdım.Bir kutuya koydum.Okuyup bitirdikçe kutudan çıkarıp kitaplığıma koyacağım hepsini.
    Yoğun ve disiplinli bir okuma dönemi beni bekliyor anlayacağınız.

    Bütün bunları yaptım ama hala nasıl bu hale gelip, bu kadar çok kitabı neden ve nasıl biriktirdim bulamadım?

    Şimdilik durum tespiti ve acil durum planımı oluşturdum.Bu da bir şeydir.Hastalığın nedenlerini de en kısa zamanda çözüyor olacağım J

    Bir sonuca ulaşırsam burada yazıyor olurum.

    Keyifle okumalar…
    [......]

    OKUR YAZAR NANE ŞEKERİ: BEŞİNCİ BAŞUCU KİTABIM:

    Evet, bugün kitapçıdan aldığım son kitapların arasından bir tanesini daha başucu kitabım olarak ayırdım.

    Ayırdım da kitabımı yerine koyarken fark ettim ki bu benim beşinci başucu kitabım olmuş.

    Şu anda fotoda da gördüğünüz üzere bir başucu kitap kulesine sahibim.

    Keyifle okumalar…

    Not:Akşam ve sabah serviste okuduğum kitabım bu gruba dahil değildir.
    [......]

    Rebel Takipte: Kardashian Çanta Koleksiyonu:

    Kardashian Çanta Koleksiyonu

    Kardashian kardeşlerin beklenen çanta koleksiyonu Avustralya'da ki mağazalarda yerini alıp görücüye çıktı.Koleksiyon naturel ve parlak renkleri içinde barındırıken,bazı modellerde ise Kardashian'ların pek sevdiği hayvan desenlerine de yer verildiğini görüyoruz.

    Kardashianlar çantaları tasarlarken Avustralya'ya yaptıkları ziyaretlerde çevreyi inceleyip,kadınların zevklerini algılayıp,hedef kitleye ulaşmayı amaçlamışlar.Koleksiyonda kendi sevdikleri ve kullandıkları tasarım çantalardan ilham almışlar.

    Farklı boy ve şekillerde, trendi modellerin bir araya geldiği koleksiyonun en önemli özelliği ise fiyatların 40 $'dan başlaması ve 140 $'dan pahallı olmaması.






    Bunlar da ilginizi çekebilir:
    [......]

    OKUR YAZAR NANE ŞEKERİ: GREGORY NORMINTON HAKKINDA…:

    Okur Yazar Nane Şekeri yazar hakkında der ki…

    Yazar hakkında çok uzun uzadıya bilgi edinemedim.Sadece kitabın arkasında birkaç cümle.Bu nedenle direk kendi yorumlarımı yazacağım.

    Kitabın arkasında İngiliz bir yazar olduğundan,Oxford Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı üzerine çalışmış ve oyunculuk eğitimi almış olduğundan bahsediyor.

    Aptallar Gemisi ilk romanı.Ve benim bulabildiğim kadarı ile Türkçeye çevrilmiş olan tek romanı.

    Ben hikayelerini keyifle okumuştum.Resimdeki karakterlerle hikayelerini eşleştirmiştim.

    Keyifle okumalar…
    [......]

    AksinBike: Gözlerinizin içine bakın.:













    Bugün yaşlı bir teyzeye otobüste yer verdim.Nasıl şaşırdı,nasıl sevindi anlatamam.
    Üç arkadaşlardı.İkisi oturuyordu.
    Ve ben geç farkettiğimi sandım,cam kenarında oturduğumdan ve o tarafa bakmadığından dolayı.(Öyle değilmiş)Kusura bakmayın yeni gördüm falan dedim.
    Yaşlı teyzeciğimiz ilk başta aa yok yavrum sen otur falan bile dedi.
    Sonra üç teyzecik bana dua etmeye başladı.
    Ne demek olması gereken şey bu zaten dedim.
    'Gençler bizi artık görmezden geliyorlar.Bu içimizde büyük bir yara.'dedi.
    'Bir gün onlarda yaşlanacak.'dedim.
    Şirin şirin gülümsedi.
    Açıkcası ne zaman bir yaşlıya yardım etsem aynı tepkiyi alıyorum.Şaşırıyorlar.Şaşırmalarına ben şaşırıyorum.Üzüldüm bugün.Demek ki cidden yolunda gitmeyen bir şeyler var.
    Bu ara 'iletişim'konusu kafamı kurcalıyor.
    İnsanları inceliyorum ve iletişim kuramadıklarını görüyorum.
    Merhaba demeden soracakları şeyi sorup gidiyorlar mesela.
    Ya da konuşuyorlar ama birbirlerinin isimlerini dahi bilmiyorlar.
    İnsanlar işleri düşmedikçe hiç kimseyi tanımıyorlar.
    Tanışmıyorlar.
    Oysa bu çok hoş bir şey.
    Denemeli denemeyenler.
    En basitinden otobüs şöförüne iyi akşamlar vs demeyi deneyin.
    Ya da okuldaki görevlilere,temizlikçilere gülümseyerek 'günaydın'.
    Cevap vermeyenlerde oluyor tamam.Ama yinede söyleyin.
    İnsanların birbirleri için iyi dilekler dilemesi kadar güzel bir şey yok.
    Bugün bunu bir kez daha anladım.
    O enerjiyi hissetmek müthiş bir şey.
    Gittiğimiz yolun üstünde bir park varmış.
    Mutlaka oraya git gittin mi hiç?Çok güzel dedi.
    Hayır gitmedim dedim.
    Sonra anlattı da anlattı parkı.
    Kesinlikle gideceğim ve aklıma siz geleceksiniz dedim.
    Yine şirin şirin gülümsedi.
    Bir daha asla göremeyeceğim bir surat.
    Asla duyamayacağım bir ses.
    Gözlerinin içine baktım.
    Yorgun olsa dahi cıvıl cıvıldı.
    Gülümsedim.
    Kimden ne öğreneceğiniz hiç belli olmuyor.!
    ..
    'Tüm dileklerin gerçek olur umarım.'dedi sonra.
    Sonra indi ve gitti..

    [......]

    Filmin Kötü Adamı: Nineteen Eighty-Four - 1984:

    Savaş Barıştır
    Özgürlük Köleliktir
    Cahillik Güçtür

    1984, George Orwell'in aynı isimli romanından uyarlanan filmimiz, ne hoştur ki 1984 yılına denk gelmiş, getirilmiş. Romanı da okumuş bir bünye olarak filmi ve romanı birlikte götüreceğim. İki boyutlu bir yazı olacak. 3. Boyut sizlerin elinde. Oradan ''Yürü be!'' seslerini duyar gibiyim. Başlayalım...

    Tarih 4 Nisan 1984. Dünya; Avrasya, Doğu Asya ve Okyanusya gibi parçalara bölünmüş. Bildiğimiz ülkelerin adı bile geçmiyor. Londra'dayız. İngsos yani İngiliz Sosyalist rejimi hakim. Heryerde şu ünlü Büyük Birader.

    Büyük Birader
    Olayları bir parti üyesi olan Winston'ın gözünden izliyoruz. Ancak her ne kadar ondan izlesek de sonunda fikirler bizim oluyor. Önemli olan bilinç.

    Totaliter bir yönetim. Her şey parti'nin elinde. Her yerde teleekranlar, teleekranlarda parti propagandaları. Yıllardan beri bu şekilde süregelmiş. Geçmişe, şimdiye ve geleceğe durmadan şekil veriliyor. Bu heykeltraşlığın tek bir amacı var, otoriteyi elinde tutmak.

    Kahramanımız Winston'da işte bu sistemin içerisinde yetişmiş ve herkes gibi (proleterler hariç) bu amaca hizmet ediyor. Tabii ki bu mecburi bir hizmet. O da çoğu kişi gibi durumun farkında ancak ne çare.


    Otorite kurulmuş belki ama ama hayatın suyu çıkmış. Bu soğuk,pis ve iç karatıcı atmosfer filmde neredeyse roman kadar başarılı yansıtılmış. Bu konuda filmin hakkını vermek lazım.

    Buraya kadar okuduklarınızdan İngiltere'de sosyalizm, 1984, Büyük Birader ne la bu? diyebilirsiniz. Ona da Celal Üster'in önsözünde söylediği gibi devlet tarafından her türlü muhalefetin yok edildiği bir toplum tehlikesine karşı bir uyarı, en genel anlamıyla ''ütopya'' olarak cevap verebilirim. Daha doğrusu, kapitalizmin kalelerinden biri olan İngiltere'yi sosyalistleştirmek gibi bir karşı ütopya.

    Orwell'in Stalin'in baskıcı rejiminden yola çıkan bir eleştiri yarattığı söyleniyor. Eğer konu yine Orwell'in bir eseri olan Hayvan Çiftliği olsaydı ''haklısınız'' diyebilirdik. Ancak buradaki eleştiri otoriter, baskıcı rejimlerin problemlerine dikkat çekmek istemiş. Sırf 1940'lı yılların Sovyetleriyle uğraşmış olsaydı, şu an bile güncelliğini ve evrenselliğini koruyan ve bugüne kadar korumuş olan bir eser olabilir miydi?

    Suzanna Hamilton - Joh Hurt
    1984, filme uyarlanırken zorlanılacak bir roman. İzleyincede sıkıntıları yakalayabiliyorsunuz. Zaten, kitabını okuduysan filmini izleme durumu, uyarlayanlar tarafından devam ettirildiği sürece bu işten kurtuluş yok. Yüzüklerin Efendisi ile olmaz o iş - ki onun bile ciddi derecede açıkları var ama işi götürüyor - Bu nedenlerden dolayı filmin sönük yanları yok değil. Bazı yerler oldukça yüzeysel şekilde geçilmiş. Bazı yerler ise kızdıracak şekilde değişikliğe uğramış.

    Bu açıklara karşılık John Hurt'ün oyunculuğu içimizi bir nebze rahatlatıyor. Oldukça başarılı. Julia karakteri ise biraz daha derin verilebilirdi. Çok komplike bir karakter değil ama birazcık daha ittirilse olurmuş.


    Ayrıca sahnelerin tasarımları, dekorları, yerleşimleri oldukça başarılı. Ne yalan söyleyeyim birçok sahne tam kafamda canlandığı gibi hazırlanmış. O konudaki emek, alkışı hak eder.

    Orwell, romanı 1948 yılında yazdığı için ve 84 48'in tersi olduğu için kitabın adını 1984 koymuş. İyiki de koymuş. Filmin sonunda da gözüken ''Nisan- Haziran 1984 esnasında Londra ve çevresinde yazarın hayal ettiği doğru zaman ve koşullarda çekildi'' yazısı yemeğin sonundaki tatlı gibi hoş bir hava katıyor.

    Velhasıl, eğer ''Kitabı okurum ama filmi izlemem hayallerim bana kalır'' diyenlerdenseniz izlemenizi salık vermem. Bunun dışında bir düşünceniz varsa izleyin olsun bitsin. Ancak beklentileriniz çok yüksek tutmayın. Sonra Harry Potter olur. Gerisini zaten zevkleriniz halleder.



    Eğer yazının burasına kadar okuyan varsa ve ''Bak merak ettim şimdi'' diyen varsa Can Yayınları'nın Celal Üster çevirisini tavsiye ederim. Sanki bütün çevirilerini biliyormuş gibi. Ya da ''Bana özet geçin, İngilizce'de biliyorum diyenlerdenseniz Penguin readers'ın resimli, ince bir 1984'ü mevcut.

    Konuyla ilgili ''Bunu biliyor muydunuz?'' bilgisi vermek adettendir. George Orwell'in gerçek adı Eric Arthur'dur. Ayrıca O'Brian rolünde izlediğimiz Richard Burton bu filmden sonra vefat etmiş. Bu da böyle biline diyoruz.

    Bu arada çok sevgili blogum 8 gün sonra 1 yaşına basıyor. Doğum gününden önceki son film yorumu. Malumunuz yoğunuz. Elden geldiğince... Doğum günümde görüşmek dileğiyle.

    İzleyin, izlettirin, iyi seyirler...
    [......]

    OKUR YAZAR NANE ŞEKERİ: APTALLAR GEMİSİ:


    Kitabın Arka Kapak Yazısı

    16. yüzyıl ressamlarından, ömrü boyunca katı ahlakçı egemenlerin hışmına direnen ve sonunda hunharça öldürülen Hieronymus Bosch'un "Aptallar Gemisi" adlı tablosunun karşısındayız...

    Gregory Norminton, Bosch'un kahramanlarının ağzından anlattığı; kimi komik, kimi düşündürücü, kimi duygusal, ama hepsi de incelik ve zeka yüklü öykülerle, bu ünlü tabloyu dillendiriyor bizler için.

    Keyifle okuyacağınız renkli ve düşündürücü bir öykü-roman.

    Okur Yazar Nane Şekeri kitap hakkında der ki…

    Aslında eski bir kitap.

    Bosch hakkındaki kitaptan bahsedince uzun zaman önce okunup kitaplığımdaki yerini almış bu kitaptan da bahsetmek istedim.

    Kitabı alırken ne anlattığı ile hiç ilgilenmemiştim.Bosch’un en bilinen tablolarından Aptallar Gemisi’ndeki karakterler üzerine öykülerden oluşan bir kitap olduğunu öğrenmem yetmişti .Bosch’u sevdiğimi söylemiştim J

    Sonra kitabı çok da sevdim.Resimdeki her bir karakter için yazılmış ayrı bir öykü vardı.

    Benim kadar Bosch sever misiniz bilemem ama değişik bir anlatım tarzı ile hikaye okumak ister iseniz bu kitaba bir göz atınız .

    Keyifle okumalar….
    [......]